Mikat'tan güneye doğru görülen kırmızı dağdır ve eteklerinin altından Akik akar. Zemahşerî şöyle demiştir: Hamrâü’l Esed, Medine'den sekiz mil uzakta olduğu bilinen bir yerdir. Hamrâü’l Esed ve bu ayetlerin sebebi nüzulları: {Bunca yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve peygamberin çağrısına koşanlar var ya işte onlardan bu güzel davranışta bulunan ve karşı gelmekten sakınanlar için de büyük mükâfat vardır.} Ali İmran 172 {Birtakım insanlar onlara, “İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun” dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” diye cevap verdiler.} Ali İmran 173 Taberî şöyle demiştir: Bu ayetler, Allah Resulü'ne (s.a.v.) uyup düşmanın Medine’ye âni bir baskın düzenlemesi ihtimaline karşı Hamraü’l Esed'e kadar düşmanın peşinden -Ebu Süfyan ve onunla birlikte bulunan Kureyş müşrikleri- giden sahabeler hakkında nazil olmuştur. Çünkü Allah Resulü (s.a.v.), Ebu Süfyan Uhud'dan ayrıldığında insanlar kendisinin ve ashabının düşmanlarına karşı güçlü olduklarını görsünler diye Medine'ye sekiz mil uzaklıktaki Hamraü’l Esed'e varıncaya kadar kafirleri takip etti. İkrime şöyle demiştir: Uhud günü, Şevval'in ortası ve Cumartesi günü idi. Ertesi gün Resûlullah'ın müezzini (ra), düşmanın peşinden gitmek için halka seslendi: “düşmanı takip etmeye yalnızca dün bizimle beraber savaşanlar gelsin” dedi. Bunun üzerine Cabir (ra) de onlara katılmak için izin almak istedi ve Resûlullah ile konuştu; “Ey Allah'ın Resulü, babam ‘Ey oğlum, bu kız kardeşlerini erkeksiz bırakmak ne sana ne de bana yakışır, ancak Resûlullah ile beraber kafire karşı cihada çıkma hususunda seni kendime tercih edemem’ diyerek yedi kız kardeşimin sorumluluğunu bana bıraktı ve Uhud’ta savaşa katıldı." Bunun üzerine Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona izin verdi. Cabir (ra) de onlara katıldı. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, düşmanı korkutmak ve onların peşlerinde olduklarını göstermek için yola çıktı. Böylece müslümanların güçlü olduğunu ve aldıkları darbelere rağmen zayıflamadıkları düşünülsün istedi. İbn İshak şöyle demiştir: Resûlullah'ın (s.a.v.) ashabından, Benî Abdüleşhel'den bir adam, Uhud'a katılmıştı. Dedi ki: Ben ve erkek kardeşim, Resûlullah (sav) ile birlikte Uhud’a katıldık, yaralı olarak geri döndük. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in müezzini (ra), düşmanından peşinden gitmeye çağırınca kardeşime dedim ki -veya o bana dedi ki-: Allah'ın Resulü'yle (sav) olan seferi kaçıracak mıyız? Vallahi binecek hayvanımız yok, biz ağır yaralı adamlardan başka bir şey değiliz! Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık, benim yaram kardeşimin yarasından daha hafifti bu yüzden bazen onun yürüyordu bazen ben onu sırtımda taşıyordum. Böylece Müslümanların gittiği son yere kadar gittik. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye sekiz mil uzaklıktaki Hamraü’l Esed'e varıncaya kadar gitti. Orada pazartesi, salı ve çarşamba olmak üzere üç gün kaldı, sonra Medine’ye döndü.


